Başarının Altın Kuralı: 5 Saat Kuralı

Yazar: Kerem Yılmaz

Benjamin Franklin 10 yaşında okulu bırakıp babasının çıraklığını yapmaya başladığı zaman ne yaptığı işe ilgi ne de herhangi bir yetenek emaresi gösteriyordu: Okuma tutkusu hariç!

Peki nasıl oldu da, Franklin bundan yaklaşık yarım yüzyıl sonra Amerika Birleşik Devletleri’nin en saygın devlet adamı, en ünlü mucidi, üretken bir yazarı ve başarılı bir girişimcisi olarak anılacak bir insan haline geldi? Bu sorunun cevabı basit olduğu kadar önemli, çünkü hepimize hayatta başarılı olmanın püf noktasını sunuyor.

Altın Bir Kural: 5-Saat Kuralı

Michael Simmons, Inc.com’daki yazısında Franklin’in başarısının anahtarını oluşturan basit formülü özetliyor : Haftanın her günü birer saat boş zamandan haftada toplam 5 saatlik planlı bir öğrenim. İşte size başarının altın kuralı: 5-saat kuralı.

Franklin bu paha biçilmez öğrenim saatlerini şu aktivitelere ayırıyordu: Sabah erken uyanıp okumak ve yazmak, bir kişisel gelişim hedefleri listesi oluşturmak ve sonuçları izlemek, topluluklarını da en az kendileri kadar geliştirmeyi hedefleyen esnaf ve zanaatkarla bir dernek kurmak, fikirlerini eyleme geçirmek ve kendine sürekli sorular sorup, eleştirilerde bulunmak.

Tüm bu aktiviteler Franklin’e kısa vadede büyük başarılar getirmese de, onu uzun vadede Benjamin Franklin yapanlar bunlardı. Franklin’e göre sadece sürekli ve planlı çalışanlar zirveye tırmanabilir. Peki bizler de bu altın kuraldan Benjamin Franklin kadar efektif biçimde yararlanabilir miyiz?

Simmons’a göre gün içinde kendimize boş zamanlar yaratarak birçok yararlı aktiviteye fırsat bulabiliriz:

1. Öğrenimimizi planlarız.

Bu bize neyi öğrenmek istediğimiz hakkında dikkatlice düşünme fırsatı sağlar. Unutmayın ki başarının yolu öğrenmekten geçer, öğrenme sürecinin planlanması da en az kariyer planlaması kadar önemlidir.

2. Tasarlayarak uygularız.

Hiçbirimiz bir makine değiliz. Dolayısıyla otomatik ve rutine bağlamış bir şekilde çalışmak hiçbirimize fayda sağlamaz. Başarılı olmak istiyorsak tasarladığımız yöntemleri uygulayarak testten geçirmeli ve yeteneklerimizi feedbacklerle mükemmelleştirmeliyiz.

3. Sorunlarımız ve planlarımız üzerine kafa yorarız.

Bu bizlere daha geniş bir perspektif kazanmak ve yeni fikirler üretmek konusunda yardımcı olur. Aynı zamanda da ileride yapacağımız yaratıcı  yenilikler için gereken önsezileri geliştirmemize katkı sağlar. Simmons bu önsezileri geliştirmenin en verimli yollarından birinin yürümek olduğunu belirtiyor ve Charles Darwin ve Steve Jobs gibi dahilerin de büyük yürüyüş tutkunları olduklarının altını çiziyor.

4. Kendimize yalnızca öğrenmeye ayıracağımız bir zaman yaratırız.

Bu boş zaman süresince okuyabiliriz, bir şeyler karalayabiliriz, sohbet edebiliriz ya da gözlem yapabiliriz. Bu bizim en verimli öğrenme şeklimize bağlıdır.

5. Sorunları büyümeden çözeriz.

Sorunları çözmektense halının altına süpürmek birçok insanın işine gelir. Ancak beş-saat kuralını uygularsak küçük problemleri büyümeden çözebiliriz.

6. Büyük ödüller vaat eden küçük deneyler yaparız.

Deneylerimiz başarılı olsa da çuvallasak da, bu küçük deneyler sayesinde yeni şeyler öğrenip kişisel gelişimimizi artırabiliriz.

Dilerseniz Michael Simmons’ın tecrübelerine dayanarak bulunduğu bir öneriyle bitirelim: Haftada bir kitap okuyarak sürekli öğrenmeye ve kendinizi geliştirmeye var mısınız? Yanıt vermeden önce Bill Gates’in 2016 yılında New York Times’a verdiği röportajdan alıntıladığımız bu bölümü okumanızda fayda var: “Okumak hem yeni bir şeyler öğrenmenin hem de kavrayış gücümü test etmenin benim için hala en iyi yolu.”


bimilim