Daha İyi Karar Vermek İçin 3 Adım

Yazar: Pınar Yıldırım

Akıllıca karar verebilmek doğuştan gelen bir yetenek değildir, aksine riskleri ve verileri değerlendirerek edinilen bir beceridir. Kararlarınızı bilinçli olarak vermediğinizde, olacaklara da yön vermeniz mümkün değildir.

Yönetim kurulunda müdür de olsanız, bir takımın üyesi de olsanız karar verme aşamasının nasıl olması gerektiğini bilmek, bu süreci daha başarılı geçirmenizi sağlar. İşte bu sürecin iyileştirilmesi için 3 ana adım :

1. Çerçeveyi belirleyin

Beynimiz problemleri çözerken bir düşünce çerçevesi oluşturur ve bu çerçeveler de kararlarımızı belirler. Bunu birkaç örnekle anlatabiliriz.

Birinci problemde, katılımcılara ölümcül bir hastalığın 600 kişiyi öldürmesinin beklendiği söylenmiştir. Bu hastalıkla mücadele etmek için iki farklı program ayarlanmıştır. Bilimsel sonuçları benzer olması kaydıyla, katılımcılardan bir programı seçmeleri istenmiştir.

·      Program X’i seçerseniz 200 kişi kurtulacak.

·      Program Y’yi seçerseniz 1/3 ihtimal herkes kurtulacak, 2/3 ihtimal kimse kurtulamayacak.

Katılımcıların %72’si program X’i seçerken, %28’i program Y’yi seçmiş. Bu problemdeki popüler cevap riski eleme çerçevesinde geliştirilmiş. Sonuçta 1/3 ihtimal herkesi kurtarmaktansa, riske girmeyip 200 kişiyi kurtarmak daha garanti.

Aynı problemi farklı bir çerçevede , başka katılımcılara sormuşlar:

·      Program X’i seçerseniz 400 kişi ölecek.

·      Program Y’yi seçerseniz 1/3 ihtimal kimse ölmeyecek, 2/3 ihtimal 600 kişi ölecek.

Katılımcıların %22’si program X’i seçerken, %78’i program Y’yi seçmiş. Popüler cevap risk alma çerçevesinde geliştirilmiş. 2/3 ihtimal 600 kişinin ölmesi, 400 kişinin ölme ihtimalinden daha kabul edilebilir olmuş. İki farklı oturumda da katılımcılara aynı soru sorulmuş, ancak cevapları farklı olmuş. Farklılık yalnızca ilk oturumda katılımcılara kazanımlar, ikinci oturumda da katılımcılara kayıplarla ilgili veriler verilmiş. Değişikliğe etki eden şey ise riskten kaçınma ve risk alma çerçeveleri.

Bu çerçeveler bizim düşüncelerimizi şekillendiriyor ancak riskli olan şey şu : kendi çerçevelerimizi göz ardı edebiliyoruz. Bu yüzden karar vermemiz gerektiğinde öncelikle, bize verilmiş ve bizim sahip olduğumuz çerçeveyi gözden geçirmek en iyisi olacaktır.

2. Karşılaştırmaların farkına varın

Hem kendimize hem de başkalarına “karşılaştırma yapmayın” deyip dursak da, bu aslında yapmadan duramayacağımız bir şey. Karşılaştırma ihtiyacı çok temel bir içgüdü ve düşüncelerimizin değerlerini belirlememize yarıyor.

Dan Ariely, Duke Üniversitesi psikoloji profesörü kitabının başında bunu şöyle açıklıyor:

“Çoğu insan bir durum içerisinde göresiye kadar ne istediğini bilmiyor. Nasıl bir motor almak istediğimizi bilmiyoruz, ta ki bir motor yarışçısının beğendiğimiz bir motorunu görene kadar. Daha önce duyduğumuz sesten daha güzel bir ses duyana kadar, nasıl bir ses sistemi alacağımızı bilemiyoruz. Hatta kendi hayatlarımızla bile ne yapacağımızı bilemiyoruz, ama iyi durumda ve olmak isteyeceğimiz bir noktada olan bir yakınımızı gördüğümüzde bunu belirleyebiliyoruz. İnsan her şeyi karşılaştırır ve gitmek istediği noktaya, fikirlerine de karşılaştırarak ulaşır.”

Ariely, karşılaştırmanın gücünü göstermek için,  MIT öğrencilerine Economist dergisine abonelik yapmaları için 3 farklı seçenek sunmuş:

·      Internet aboneliği-  $59 [16 öğrenci]

·      Baskı aboneliği- $125 [0 öğrenci]

·      Hem baskı hem internet aboneliği- $125 [84 öğrenci]

Aynı ücreti ödeyerek, hem baskı hem internet aboneliği almak varken, kimsenin sadece baskı aboneliğini seçmemesi şaşırtıcı değil.

Ariely, aynı soruyu yalnızca baskı aboneliği seçeneğini kaldırarak tekrar sormuş. Sonuçlar :

·      Internet aboneliği [68 öğrenci]

·      Hem baskı hem internet aboneliği [32öğrenci]

Sonuçlar bize şunu gösteriyor : “ İnsanlar yalnızca karşılaştırmaya yatkın değiller. Aynı zamanda, kolay karşılaştırılabilir düşünceler üzerine düşünmeye de yatkınlar. Ve tabii ki karşılaştırması zor olan seçeneği elemeye.”

Bu yüzden, karşılaştırma yapmaya açık olmalı ama aynı zamanda karşılaştırma yapmanın tehlikelerinden kaçınmaya ve bilinçli karşılaştırmaya odaklanmalısınız.

3. İçgüdünüze ne zaman güveneceğinizi iyi bilin

Diyelim ki birazdan bir adayla bir iş mülakatı gerçekleştireceksiniz. Onun sandalyesine yerleştiğini gördüğünüz andan itibaren adayla ilgili bir sıkıntı olduğunu hissediyorsunuz. Aslında özgeçmişi harika ve önceki görüşenler de adayla ilgili hep olumlu geri dönüşler vermiş. Objektif olmanız gerektiğini biliyorsunuz, bu yüzden bu sıkıntı hissini unutmaya çalışıyorsunuz. Gülümseyip ve sorular sormaya devam ettiniz. Ancak biliyorsunuz ki bu doğru aday değil ve uyumlu olmayan bir şeyler var. Bu fikrinizi ekibin kalanıyla paylaştınız ve ekip de sizi onayladı. Aday her ne kadar akıllı ve tecrübeli olsa da, sizin ekibin bir parçası olamayacak. Siz bunu başından beri biliyordunuz.

Psikolog Daniel Kahneman içgüdüyü şöyle anlatıyor :

“ Sezgiler bize büyülü şeyler gibi geliyor ama değiller. Farkında olmadan hayatın içinde, hepimiz birer sezgi uzmanı oluyoruz. Çoğumuz bir telefon konuşmasının başında öfkeyi seziyor, bir odaya girdiğimizde odaya hakim olan duyguyu anlıyor ve trafikte tehlike yaratabilecek olan arabayı görebiliyoruz. Aslında sezgi tanımanın ötesinde bir şey değildir. Bir durum size bir ipucu sağlar ve o ipucu sizin bilgilerinize erişerek daha olay olmadan önce sizin bir yargıya varmanıza sebep olur.”

Şehrin bilmediğiniz bir mahallesinde yürürken, size doğru yaklaşan ve tehlikeli olduğunu sezdiğiniz birisinden uzaklaşmak için ikinci bir onaya ihtiyacınız yoktur. Böyle anlarda sezgi faydalıdır ve güvenmeniz gerekir. Ancak daha büyük etkisi olabilecek birşeye karar verirken, sadece içgüdülerinize saf bir şekilde güvenmektense birkaç farklı kişiye danışmak, bilimsel olarak karar vermekte yarar vardır.

Daha iyi karar vermek için bu üç adımdan yararlanabilirsiniz. Önemli olan tüm bu adımları, bilinçli bir şekilde yapıyor olmak ve durumunuzu iyi analiz edebilmek.


bimilim