İnsanlarla Çalışmayı Kolaylaştıracak 3 Strateji

Yazar: Tansu Özveren

Gerçek: İnsanlarla çalışmak zordur. Bu onlardan hoşlansanız bile böyledir.

Yıllar boyunca insanlarla ilişkilerimi geliştirmek için farklı yollar denedim (ya da en azından insanların yüzlerine karşı saçmalamaktan kendimi korudum).

Fakat geçen sene ofis dışındaki bir durumla başa çıkabilmek için terapiye gitmeye başladım. Ve aldığım tavsiyelerin çoğunu işyerinde de kullanılabileceğini fark ettiğimde oldukça şaşırdım.

Aslında, bu terapist onaylı teknikleri kullanarak, işyerindeki zorlu durumlarla daha iyi başa çıkabiliyorum. Bu nedenle çalışanlarınız çileden çıkarmadan önce, işte size 3 taktik.

Herhangi bir şey yapmadan önce, karşınızdaki insanın hislerini doğrulayın.

Sizi delirten pasif-agresif çalışanları biliyorsunuz değil mi? Onların davranışlarıyla başa çıkmak oldukça sinir bozucu olabilir!

Şimdi, başkalarının davranışlarını ya da duygularını kontrol edemediğimizi anlamak için çoğumuzun terapiye gitmeye ihtiyacı yok. Fakat bu durumdan rahatsız olmak yerine, terapistim bu gerçeği kabullenmeyi olduğundan çok daha kolay kılacak bir numara öğretti. Tüm yapmam gereken bir insanın neden böyle davranabildiğini hayal etmek, onun yerinde olsam nasıl hissedeceğimi belirlemek ve bu hissi doğrulamak.

Örneğin, bir müşteri benden bir projeyi kararlaştırılan tarihten daha erken bir zamanda teslim etmemi isterse ve ‘hayır’ dediğimde bana sinirlenirse, ilk önce neden böyle bir şey istediğini anlamaya çalışıyorum. Belki patronu üstünde baskı kuruyordur. Bu benim başıma gelse, oldukça stresli hissederim. Ve bitirme tarihinin erkene alınması talebim reddedilse ben de hayal kırıklığına uğrarım. O yüzden müşterime şöyle diyeceğim, “Bunun sizin için hayal kırıklığı olacağını biliyorum.”

Biliyorum, bu size biraz duygularla hareket ediliyormuş gibi gelebilir, fakat kesinlikle harikalar yaratıyor. Anlamaya çalışarak (karşımdaki insanın yanlış olduğunu düşünsem de) ve ne hissettiklerini doğrulayarak, davranışımı hayal kırıcı olmaktan empatiye çeviriyorum.

Müşteri de anlaşıldığını hissediyor. 10’da dokuz, şöyle cevaplar geliyor, “Evet hayal kırıklığına uğradım.” Duyguyu dile getirmek durumun içindeki kızgın havayı saf dışı bırakıyor. Daha sonra durum netleşmeden projenin daha erken tarihte bitmesini garanti edemeyeceğimi yineliyorum.

Ne düşündüğünüzü açık bir şekilde söyleyin.

Kendimi garip bir durumun içinde bulunca, genelde, olabildiğince hızlı bir şekilde olayı daha normal hale dönüştürmeye çabalarım. Bu kendi duygu ve gereksinimlerimi hiçe sayıp diğer insanları mutlu etmek için uğraşıp didinmek anlamına geliyor.

Şimdi görüşümü daha iyi anlatmak için terapiden öğrendiğim basit bir formül kullanıyorum:

İstediğim değişiklik + şimdiki seçeneğin çalışmama nedeni + benim tercihimin daha iyi olmasının nedeni

Örneğin teklifimden nefret ettiğini söyleyen bir müşterim vardı. Yapıcı geri dönüşleri kesinlikle seviyorum fakat bir şeyden nefret ettiğini söylemek bana hiç yardımcı olmaz. Bu nedenle ben de şöyle söyledim: “Birbirimizle daha saygılı bir şekilde iletişim içinde olmayı rica ediyorum çünkü bana nefret ettiğinizi söylemek pek de yapıcı hissettirmiyor. Senin için neyin uygun olmadığına dair kesin bir dönüt vermeni tercih ederim çünkü bu istediğin ürünü verebilmem için bana yardım edecek.”

Hemen o anda özür diledi ve duruma aynı yönden bakmaya başladık.

İnsanlara benim için neyin daha iyi olup olmayacağını söylediğimde hakkını savunmak daha az korkutucu hale geliyor. Hatta daha da iyisi, iş ilişkilerimi daha güçlü ve doğrucu yaptı.

Sınırlar koyun.

Ben düşünmeden “sorun değil!” hastalığından kurtulmaya çalışan bir insan memnuniyetçisiyim. Bu genelde stresli hissetmeme ve kızgın olmama neden oluyor ki bu benim ve tabii ki de çalışanlarım için iyi değil.

Sınırlar koyarak rahatlamak büyük bir fark yarattı. Bir müşterim son dakika toplantısı yapmak istediğinde ya da patronum fazladan mesai yapmamı istediğinde, artık durup bunun istediğim ve yapabileceğim bir şey olup olmadığını düşünüyorum. Eğer değilse, doğruca “Üzgünüm, bu bana uymuyor.” diyorum. Eğer öyleyse bir sebep ya da alternatif bir çözüm üretiyorum. Fakat bazen hayır, hayır demektir.

Sınır koymanın ileriye dönük bir hareket olabileceğini öğrendim. Müşterilerime sıklıkla baştan hafta sonu maillere cevap vermediğimi ya da herhangi bir talebe dönüş yapabilmem için 24 saate ihtiyacım olduğunu söylüyorum. Baştan sınırları belirleyip beklentiyi yönetmek gelecekteki rahatsız edici durumlardan kaçınmam için bana yardım ediyor.

Hiçbir şekilde patronunuzdan gelen her bir talebe hayır demenizi ya da çalışanlarınızla aranıza gereksiz sınırlar koymanızı tavsiye etmiyorum. Bu tür ilişkiler iki taraflıdır ve bazen sizin ötekilere uyum sağlamanız gerekecek.

Aynı zamanda anlıyorum ki fazla mesai ya da hafta sonu mail atmayı talep ettiğinde herkes müdürünü geri çeviremez, herkesin sınırı farklıdır. Fakat bu teknikleri öğrenmek zorlu ve rahatsız edici durumları idare etmemi oldukça kolaylaştırdı, o yüzden eminim ki sizin de işinize yarayacak.


POPÜLER MAKALELER

bimilim